18 Şubat 2015 Çarşamba

Medeniyet olayı patladı, fena yenildiniz, hoca - Ümit Kıvanç

Önce manzarayı oluşturan olgular:
• Halihazırda bu ülkede iktidarı ele geçirmiş kadro, girdiği kirli yoldan dönmesine elverecek fırsatları kaçırdı. Zaten istemedi, niyeti yoktu, falan, bunlar önemli değil artık. Eşik geçildi.
• Bu iktidara en azından son dört-beş yılda elebaşılık etmiş insanlar herhangi bir iktidar değişiminde mutlaka yargılanacak. Çünkü büyük suçlar işlediler ve öyle görünüyor ki, daha da işleyecekler.
• Bugünkü muktedirlerin yargılanması için öyle devrim niteliğindeki dönüşümler de gerekmeyecek. Baskısı sömürüsü hilesi olağan standartlarda bir merkez sağ iktidar bile bugünün pisliğini temizlemeden iş göremeyecek.
• Recep Tayyip Erdoğan'ın ustalıkla, kendine yakın herkesi, suç ortağı kılarak soktuğu yörünge, sabit bir yörünge değil. Çekimine kapılıp etrafında döndüğü o şey, mutlak iktidar mıdır, hırsın özü müdür, artık her neyse ona her turda giderek yaklaşan, sonu kaçınılmaz çarpışmaya, infilaka götüren bir yörünge.
• Erdoğan, böyle bir yörünge üzerinde seyahatin ancak mutlak bir gerilim ve düşmanlık, dolayısıyla bir tür savaş ortamında sürdürülebileceğini ve mutlak bir sonu olduğunu iyi kavramış, bunun gereklerini çok iyi bilen bir lider.

2 Şubat 2015 Pazartesi

'Yaşadığımız kabzımallık, diplomaları kâğıttan değersiz, vakıf üniversitelerinin yüzde 70'i kapatılmalı!'

Üniversiteye kapağı at, gerisi kolay!” 
Lisede bel bağlanan bu cümle, artık sadece üniversiteye girdikten sonra değil, girilen üniversitelerden mezun olduktan sonra da hayatta bir karşılık bulamıyor. Sebep, sadece istihdam alanlarının nüfusa oranla yetersizliğinden değil, alınan eğitimin içeriğinin çoğu zaman gerçek bir diplomaya denk gelmemesinden de kaynaklanıyor.   
Yaklaşık 2 milyon kişinin bir üniversiteye girmek için başvurduğu ÖSYS, 2014’te öğrencilerden 600 binini devlet üniversitelerine yerleştirirken, yaklaşık 100 bin kişiyi vakıf üniversitelerine gönderdi. 
Bu vakıf üniversitelerinden birinde akademisyenlik yapan Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın’a göre ikinci grubun  vakıf üniversitelerinden aldığı çoğu diploma, “üstüne basıldığı kâğıttan daha değerli değil.” Gezici Yalçın ve Vatansever’in konu hakkındaki tespitlerinin kıymeti, sadece kendi mesaileri değil, diğer vakıf üniversitelerinde çalışan 28 akademisyenle yaptıkları görüşmelerden de geliyor.

22 Ocak 2015 Perşembe

Gerçek İslâm nedir? TAYFUN ATAY - 22/01/2015

Charlie Hebdo olayının artçı sarsıntılarını biz en çok kendi içimizde hissettik. Bunların en önemlilerinden biri de işte bu 'gerçek' İslâm tartışması... Bu, beyhude bir tartışmadır. Hele ki bu tartışmanın 'din uleması' marifetiyle nihayete erebileceğini sanmak, beyhudelikten öte yangının benzinle söndürülebileceğini sanmaya eşdeğerdir.
Ortadoğu-Orta Asya İslâm etnografyası çalışmalarının en önde gelen isimlerinden antropolog Dale Eickelman, bu alana gönül vermiş herkesin çığır açıcı olduğunu kabul ettiği önemli eserinde Fas’ta bir kadı ile arasında geçen bir konuşmayı aktarır.

Kendisine Müslüman diyen herkesin Kuran’ı anlayamayacağını, onun içindeki sözlerin büyük-yüce sözler, Allah’ın sözleri olduğunu belirten kadı, şeriatı veya ‘doğru yol’u bilmek açısından sünnet ve hadislerin ve de icmanın önemini vurgular. Sonra da (söylediklerini sembolik mahiyette daha anlaşılır kılma yolunda olsa gerek) bir kâğıdın üzerine iki paralel çizgi çizer ve bu çizgiler arasında kalan her şeyin uygun, çizgilerin dışında kalanların ise İslâm açısından kabul edilemez, izin verilemez olduğunu antropoloğa söyler. (D.F. Eickelman, ‘The Middle East and Central Asia – An Anthropological Approach’, 1998 [3. baskı], s. 256.)

21 Ocak 2015 Çarşamba

İhsan Eliaçık: Kerbela’da Hz. Peygamber’in torunlarını CIA ajanları mı şehit etti?

İlahiyatçı İhsan Eliaçık, "Charlie Hebdo katliamında Batı'nın parmağı var" iddialarına ilişkin olarak, "Batılılar İslam dünyasının dört bir köşesinden atılsa ve bütün İslam memleketlerinde İslamcılar iktidar olsa... İslam dünyası kan ağlayacaktır" dedi. Eliaçık, "Hazreti Peygamber'in torunu şehit edildi Kerbela'da... Kim yaptı bunu? CIA ajanları mı?" diye sordu.

Eliaçık, Hz. Muhammed'le alay edilmesi konusunda ise Kur'an ayetlerini referans göstererek, "Cezalandırma yok. Silah kullanma yok. Hele öldürme, hiç yok. Ayetler apaçık. 'Sözü değiştirene kadar orada oturma, oradan uzaklaş' diyor" ifadelerini kullandı.

İnternette "Cübbeli Ahmet Hoca ürünleri adı altında satışlar yapıldığını" söyleyen Eliaçık, "Orada satılan ürünlerden biri "yakmayan kefen". Ceylan derisine Allah'ın isimlerini yazıyorsun, onunla kefenleniyorsun ve kabir azabındaki ateşten korunuyorsun" diye konuştu.

17 Ocak 2015 Cumartesi

İfade özgürlüğünü korumak mı, zarar vermek mi? - Ömer Faruk Gergerlioğlu

Charlie Hebdo katliamının, depreminin artçı sarsıntıları daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Bu olay ve sonrasında ortaya çıkan tablo en çok araştırmamız, tartışmamız, geliştirmemiz gereken kavramın ifade özgürlüğü olduğunu gösteriyor.

Her yerde karşıt kesimler tartışıyor. Çoğunlukla  at gözlüklerini takarak ve bir değişim olmadan bitiriyorlar tartışmalarını. Kimi zaman da kendi özeleştirilerini yapıyorlar. Karşıt kesimler özeleştirilerini yaparken bile ölçüyü kaçırabiliyor. Özeleştiri yaparken  görüntü şık olsa da  karşıt kesimin hatasını görmezlikten gelmek  doğru değil. İslami kesimin çok özeleştiri ihtiyacı var ve bunu yapan çok az, ancak burada kriter hakkaniyet olmalı. "Özeleştiri yapayım" derken farklı kesimin yanlışını görmemek, göstermemek  söyleminizin önemini eksiltiyor. Adil duruş her zaman için en doğru duruş. Örneğin İhsan Eliaçık, köhnemiş İslami geleneğe haklı ağır eleştiriler getiriyor, sahih kaynaklara inmede haklı ama toplumsal barışın ve çoğulculuğun sağlanması için üslubuna ve farklılıkların varlığına dahası gerekliliğine  dikkat etmeli, eleştiri yapma ihtiyacı ve hakarete ulaşma sınırından kaçındırmayı  iyi ayırt etmeli.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Ekonomide sığınmacı etkisi - UĞUR GÜRSES


Dr. Harun Öztürkler ve Dr. Türkmen Göksel'in hazırladığı 'Suriyeli Mültecilerin Türkiye'ye Ekonomik Etkileri; Sentetik Modelleme' başlıklı çalışma Suriyeli sığınmacıların ekonomi üzerindeki etkilerini ortaya koydu.
2011’den bu yana Suriyeli sığınmacılara ev sahipliği yapan Türkiye’nin ekonomisi, bu göç dalgası ile nasıl etkilendi?
Türkiye’nin toplam nüfusuna resmi rakamlara göre 1.6 milyon Suriyeli sığınmacı, resmi olmayan rakamlara göre 2 milyon sığınmacı eklenmiş durumda. Bunun anlamı, nüfusunun yüzde 2.1 ile yüzde 2.5 artmış olması demek. Sığınmacıların belli kentlerde yoğunlaşmasının getirdiği sonuçlar da var.

6 Ocak 2015 Salı

Eylül… Cansın…-Hande Çayır

Haydi bakalım, başlıyoruz. “Ver müziği” tutkunları şunu* açıp dinleyebilir bir yandan. “Yanarım” diyor bu şarkıda, hani bana sormuştun ya, sana ne dokunuyor diye... Al işte bu dokunuyor.
Eylül Cansın kendini köprüden attı. Bir masterpiece** bırakmış bana. Teşekkür ederim güzel, akıllı bebeğim... İçi dolu turşucuğum... Herkese öpücüklerini yollamış. Çok mutluyum*** demiş. “Ben artık yapamıyorum” demiş.
Ah bebeğim.. Bir bilsen... Nerelere gidip geliyorum ben de...
Herkesin istediği şeyi yapıyorum” demişsin şekerparem... Beni çıkar o herkesten gözünü seveyim... “Bir şeyler yapmak istedim, bana çok engel oldular, izin vermediler, mağdur ettiler” demişsin... Allah’la başbaşa bırakmışsın bizi... Allah’a emanet etmişsin, sıcacığım...

25 Aralık 2014 Perşembe

Katastrofik başarıdan geri dönüş mümkün mü? M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU

"Osmanlıca" öğretilmesi tartışması "dil sorunumuz"un bağlamından çıkarılarak ele alınmasına yol açtı. Bunun sonucunda "Arap alfabesine dönülerek," "Türkçe"nin yerini "Osmanlıca"nın alacağı benzeri tezlerin dile getirildiği münakaşa kavram kargaşasına dönüştü.

Alfabe ve ilericilik 
Her şeyden önce "dil sorunumuz"un alfabeden bağımsız incelenmesi gerekmektedir.
Diller farklı alfabelerle yazılabilir. Örneğin Türkçe, Arap alfabesinde bulunmayan "p, ç, j ve kef-i Farsî" harflerinin eklenmesiyle oluşturularak uzun süre kullanılan alfabeyle yazılabileceği gibi diğerleri ile de kaleme alınabilir.
Misâller verecek olursak, Evangelinos Misailidis'in Atina'da yayınlanmış bir romandan uyarlayarak kaleme aldığı Temâşâ-i Dünya ve Cefakâr ü Cefakeş Yunan harfleriyle yazılmıştır.

Musibet yağmuru! Ali Bulaç

AK Parti İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan, benim “AK Parti bir proje miydi?” başlıklı yazımla ilgili bir açıklama yaptı.

Kendime ve okuyucularıma sözüm var: Dil ve üslubunu koruyup kibarca –aslında İslami edeb içinde- beni eleştiren herkese gerekli açıklamaları yapacağım. Değerli milletvekilimiz de üslubunu koruyarak bana bazı sorular soruyor. Meramımı maddeler halinde sıralıyorum:

1) Ben “AK Parti’nin bir proje” olduğunu yazmadım, “Bir proje miydi?” diye sordum. Yazının başlığı böyle. AK Parti’nin “bir proje” olduğunu iddia eden Abdurrahman Dilipak’tır.  Günlerdir tartışılan konu, onun MP Genel Başkanı Abdurrahman Karslı’nın evinde yaptığı konuşma etrafında dönüp dolaşmaktadır. Ben sadece 7-8 kişinin ağzı açık dinlediği söz konusu konuşmayı teyit ettim, herhangi bir ilavede bulunmadım. Dilipak bana gönül koydu. Kendisine “Yanlış yazmışsam açıklama gönder, yayımlayayım.” dedim, o “Zaman benim açıklamamı yayımlamaz.” dedi. Ben “Köşemde yayımlarım.” dediysem de “Gerek yok!” dedi. Maalesef 40 yıllık arkadaşlıklarımız, dostluklarımız zedeleniyor, öyle bir sürece girdik ki, bu ülkenin Müslümanları üzerine İlahi bir ceza olarak musibet yağmuru yağıyor.

AK Parti bir proje miydi? Ali Bulaç

Geçenlerde Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim Karslı, +1 TV’ye verdiği röportajda Abdurrahman Dilipak’ın, “AK Parti’nin bir proje olarak ABD, İngiltere ve İsrail tarafından kurulduğunu iddia ettiğini”, kuruluşuna destek veren güçlerin, şu üç şeyi talep ettiğini söyledi:

“1. Biz sizi iktidara taşıyalım. 2. Size iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim. 3. Size gerekli finansal destekleri getirelim.” AK Parti’den istenenler de şunlardı: “a. İsrail’in güvenliğini artıracaksınız, önündeki engelleri kaldıracaksınız. b. Büyük Ortadoğu Projesi yani sınırların değişmesi. c. İslam’ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.”