mit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2014 Pazartesi

MİT raporu: Gaziantepli işadamı Mehmet Ali Yaprak’ı önce İbrahim Şahin, sonra Mehmet Ağar kaçırttı - Arzu Yıldız

Gaziantepli işadamı Mehmet Ali Yaprak’ın 1996’da kaçırılması ile ilgili 5 Mart 1998-29 Mayıs 1998 tarihleri arasında MİT Müsteşarlığı Teftiş Kurulu tarafından yapılan soruşturma raporu 16 yıl sonra ortaya çıktı. T24’ün ulaştığı raporda yer alan MİT değerlendirmesinde, Mehmet Ali Yaprak’ın ilk olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin tarafından kaçırıldığı ve fidye alındığı, o dönem İbrahim Şahin ile arası açık olan dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın durumdan haberi olunca Abdullah Çatlı ve polisleri göndererek, Yaprak’ı ikinci kez kaçırttığı iddia edildi.

Ağar’ın Mehmet Ali Yaprak’ın kaçırılmasından sonra kamera kaydı ile sorgulanmasını istediği, bunun nedeninin de İbrahim Şahin’e karşı koz olarak kullanmak istediği öne sürüldü. 1998 tarihli raporda, Susurluk kazası sonrası TBMM tarafından kurulan komisyonun Yaprak’ın ilk kaçırılma olayından haberdar olmadığı iddia edildi.

3 MİT Müfettişince hazırlanan raporda, Mehmet Ali Yaprak’ın kaçırılmasında MİT personelinin olaya dâhil olmadığı savunuldu.

‘İlk önce Şahin sonra Ağar kaçırttırdı’


Raporda ifadesi bulunan İsmail Buğday şunları anlattı:

“26 Mayıs 1996 sabahı erken saatte Müfit Sement’in kendisini telefonla aradığını ve buluşma talep ettiğini, bir saat kadar sonra Merit Altınel Otelinde buluştuklarını, Müfit Sement’in  “Yahya Efe’nin kendisini telefonla arayarak video kamerasını alıp, Antep’e gitmesi gerektiğini , Antep’e gittiğinde Mehmet Ali Yaprak’ın kaçırılarak Siverek’e götürüldüğünü öğrendiğini, A.Çatlı ve ekibi (polisler) tarafından buraya adı geçenin sorgulanmasının kaydedilmesinin kendisinden istendiğini, daha önce Mehmet Ali Yaprak’ın İbrahim Şahin ve ekibi tarafından kaçırılarak 100 bin dolar aldıklarını, İ.Şahin ile M.Ağar’ın bu dönemde arasının açık olduğunu, bu fidye işinden M.Ağar’ın haberinin olmadığını, ancak sonradan öğrendiğini, M.Ali Yaprak’ı bu konuda sorgulatıp  yapılacak kaydı elinde koz olarak tutacağını, sorgulama sebebinin buna dayandığını, ancak kayıt işleminin kendisi tarafından gerçekleşmediğini, bu arada Yahya Efe’nin kardeşi ve eniştesinin yakalandığını duyduklarını, bu nedenle Antep’i terk ederek Ankara’ya geldiğini, A.Çatlı’nın da aynı otelde olduğunu” belirttiğini, M.Sement’in daha sonra zaman zaman kendisini (İ.Bugday) aradığını, polis ve adli tatbikattan kurtulmak için yardım talep ettiğini, kendisinin ise “bizim bilgimiz dışında bu olaya karıştın yardım edemem” dediğini, daha sonra da M.Eymür’ün M.Sement’e yardımcı olduğunu, M.Eymür’den duyduğunu” belirtmiştir.

‘Kimsenin haberi olmaz’

İsmail Buğday ek ifadesinde,

“TBMM Susurluk Komisyonuna ifade veren M.Ali Yaprak’ın bu ifadesinde Müfit Sement’in ismini kendisini kaçıranlar arasında saydığını, isminin ifadede geçmesinden rahatsız olan Müfit Sement’in Mehmet Eymür’den yardım istediğini, bunun üzerine Mehmet Eymür’ün M.Sement’e “İsmail ile birgün Gaziantep’e gider Mehmet Ali Yaprak ile yüzleşirsiniz ben de randevu alırım” dediğini Mehmet Eymür’den öğrendiğini, M.Eymür’ün kendisinden Gaziantep’e gitmesini istediğini,  eleman başka Başkanlığa ait, bu Başkanlıktan birisini görevlendirmeniz uygun olur diye ısrar ettiyse de , “Kimsenin haberi olmaz, bir Cumartesi-Pazar gider gelirsiniz , gerekirse ben müsteşarla konuşurum” dediğini, bunun üzerine Müfit Sement’in arabası ile Gaziantep’e gittiklerini, ancak Mehmet Ali Yaprak ile görüşmediklerini,

MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’ın emri ile bir disket hazırladığını, (çeşitli konularda arz notu), bu disketten bir kopyanın da kendisinde bulunduğunu, her görüşme sonrası bir temas raporu düzenlemesi gerektiğini bildiğini, ancak şartlar nedeniyle birkaç kez kuralı çiğnediğini” belirtmiştir.”

‘Çatlı, video kaydı için yardım istedi’

Mehmet Eymür’ün ifadesi,

“M.Ali Yaprak’ın OSB’nin hedefi durumunda olduğunu, birgün bu şahsın kaçırıldığına dair gazeteden haber yer aldığını, bazı elemanlarından M.Ali Yaprak’ın A.Çatlı ve bazı polislerce kaçırıldığını, Siverek’e götürüldüğünü ve  Bucak’lara ait bir evde sorgulandığına dair bilgiler aldıklarını, bu bilgilerin kaynağının A.Çatlı ve grubuna yakın olan elemanlarından Müfit Sement olduğunu, kaçırılma olayından birkaç gün sonra, önceden tanıştığı Haluk Koral isimli şahıs tarafından telefonla arandığını ve Haluk Koral’ın “M.Ali Yaprak isimli bir yakınlarının kaçırıldığını, hayatından endişe ettiklerini, yardımcı olup olmayacağını” sorduğunu, kendisinin de M.Ali Yaprak hakkında müspet duyumlarının olmadığını, ancak insan hayatı söz konusu ise, Bucak’larla temas kurulmasında fayda gördüğünü, olayın arkasında A.Çatlı ve bazı bakanların olduğunu söylediğini, birkaç gün sonra H.Koral’ın kendisini aradığını, M.Ali Yaprak’ın serbest kaldığını söylediklerinin doğru çıktığını belirttiğini, İsmail Buğday’ın daha sonra kendisine (M.Eymür) , “Elemanımız Müfit Sement’in kaçırılma olayına karıştığını, M.Sement’i A.Çatlı’nın sende video var,  al gel diyerek çağırması üzerine , M.Sement’in Gaziantep’e gittiğini, kaçırma olayının daha önce tahakkuk etmesi üzerine  ekibe katılmadığını ve geri döndüğünü, bütün bu işleri teşkilatımıza bilgi derlemek amacıyla yaptığını söylediğini anlattığını, M.Sement ile görüştüğünü, onun da aynı şeyleri aktarması üzerine H.Koral’ı aradığını, M.Ali Yaprak yaşıyorsa bunu Müfit Sement’in verdiği bilgi sayesinde olduğunu bu bakımdan M.Sement’i bu olayın dışında tutmaları gerektiğini söylediğini, kendisinin M.Ali Yaprak’ın kaçırılması olayındaki dahlinin bundan ibaret olduğunu söylediğini, ancak sonra İsmail Buğday vasıtası ile aldığı bilgilere göre, Müfit Sement, Cengiz Cömert, Hasan Aydostlu ismini hatırlayamadığı başka şahıslarla İbrahim Şahin’in ve polislerin yer aldığı ilk kaçırma hadisesinde bu şahısların MİT ve Mehmet Eymür ekibi olarak anıldığını, M.Ali Yaprak’tan alınan külliyetli miktarda paranın Mehmet Eymür’ün hissesi de dahil bölündüğünü, ikinci kaçırmada Müfit Sement’in anlattıklarının aksine Siverek’e giderek M.Ali Yaprak’ın sorgusunda hazır bulunduğu ve sorguyu videoya çektiği, bu sorguda ikinci kaçırma olayının İbrahim Şahin üzerine yönlendirildiğini, bandın bilahare A.Çatlı tarafından M.Ağar’a teslim edildiği hususlarını öğrendiğini, bu konuyu havi bir rapor hazırlayarak konunun araştırılıp soruşturulması mütalaası ile birlikte müsteşara arz ettiğini, M. Ali Yaprak ile ilgili tüm bilgilerinin bunlar olduğunu’ belirtmiştir.”

‘Yaprak, Ağar’a seçim öncesi 500 milyar yardımda bulundu’

Saffet Polat:  “16 Aralık 1996 tarihinde Mehmet Eymür ve Hilmi Karaer ile birlikte Müfit Sement’in dibbrifinginde M.Ali Yaprak’ın kaçırılmasını öğrendiğini, M.Sement’in son seçimlerden (24 Aralık 1995) önce M.Ali Yaprak’ın M.Ağar’a 500 milyar yardımda bulunduğunu, bu konuyu bilen Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin’in bilahare aynı şahıstan 100 milyar lira rüşvet aldığını, alınan bu paralardan A.Çatlı’nın da haberinin olduğunu, adı geçenin de M.Ali Yaprak’tan para almak için polislerden oluşan 6-7 kişi ile M.Ali Yaprak’ı kaçırdıklarını , kaçırma eylemi öncesi M. Ali Yaprak ile ilgili istihbaratı Yahya Efe aracılığı ile kendisinin yaptırdığını, kendisinden de pazarlık sırasında olayın videoya kaydedilmesinin istendiğini, kendisinin de olayın bir yerinde bulunarak teşkilata bilgi derlenmesi için kabul ettiğini, teklifi herhangi bir menfaat karşılığı kabul etmediğini, ancak kendisinin de çekim yapmadığını, zira kaçırmanın erken olması nedeniyle ekiple buluşamadığını, eylemi yapanların şahsı Siverek’e götürdüklerini, olayın akabinde İstanbul’a döndüğünü, olayın polise intikal ettiğini ve kendi adının da çıktığını, bir avukat aracılığı ile mahkemeye başvurarak M.Ali Yaprak ile yüzleştirilme talebinde bulunduğunu, ancak Antep polisinin ısrarla kendisini aradığını, bu konuda İstanbul polisine ifade verdiğini, hakkında açılan davada mahkemenin takipsizlik kararı verdiğini” belirtmiştir.”
...
devamını okumak için tıklayınız.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Gülerce: Hükümet Hizmet Hareketi'ni bitirmek için savaş açtı, cemaatın savaşı kazanma şansı yok, dağılır!

Hüseyin Gülerce bu görüşlerini, Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan'a açıkladı. Hakan'ın "Cemaat, devleti ele geçirmek istedi" başlığıyla yayımlanan (1 Kasım 2014) söyleşisi şöyle:

Cemaat, devleti ele geçirmek istedi


Ne oldu da Hizmet'i bırakma noktasına geldiniz?

İlk sarsıntıyı '7 Şubat Krizi'nde geçirdim. Savcıların MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifadeye çağırması olayı... Savcıların ifadeye çağırması sarsmadı beni. Devletin savcıları, millet adına bir şey görmüşlerdir, ifadeye çağırmışlardır. Burada bir şey yok. Sarsıntıyı ertesi gün Zaman gazetesini alınca geçirdim. Gazete bu haberi "Savcılar bugüne kadar hep haklı çıktı" diye veriyordu. Bu haber, bu şekilde Hocaefendi'den habersiz verilemez. İşleyişi biliyorum. Hocaefendi, Hizmet Hareketi'nin nabzını kılcal damarlarına kadar tutan bir insan.(abç) Bu başlığı mutlaka görmüştür ya da haberdar edilmiştir.

O haberin o şekilde verilmesinin anlamı neydi? Neden sizde sarsıntıya yol açtı?

Hocaefendi'nin çizgisi belliydi. Hangi hükümet olursa olsun hep destek olmuş, saygılı davranmıştır. Oysa MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılmasına destek vermek, "Savcılar hep haklı çıktı" diye haber yaptırmak, hükümete resmen savaş ilan etmekti.

Bu konuyu konuşmadınız mı Cemaat'ten arkadaşlarınızla?

Üç gün sonra Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nda bir toplantıdaydık. Zaman gazetesinden Abdülhamit Bilici Bey de vardı toplantıda. Ben orada "Savcılar daima haklı çıkıyor" diye başlık atmanın yanlış olduğunu söyledim. Gerekçelerimi anlattım. "Bu başlık Hizmet'e zarar veriyor" dedim. İkna edici bir şey söylemediler. Savunma bile yapmadılar. Ben o zaman o haberin arkasında Hocaefendi'nin olduğunu anladım.

Ama buna rağmen Cemaat'ten kopmadınız.

Kopmadım ama sarsıntı geçirdim. İkinci sarsıntım Gezi'den sonra Zaman'da Başbakan Erdoğan'a yönelik hakaretlerin başlamasıyla gerçekleşti. İhsan Dağı, Mümtaz'er Türköne, Ahmet Turan Alkan gibi Hizmet'in içinden yetişmemiş arkadaşlar, eleştirinin de ötesine geçen yazılar yazmaya başladı. Bunların da Hocaefendi'den habersiz bir şekilde yayınlanması mümkün değildi.

Sizin açınızdan kopuş nerede başladı?

25 Aralık'taki olayı görünce "Hizmet Hareketi, hükümete topyekûn savaş açmış" dedim.

Nasıl yorumladınız bu "topyekûn harekete geçme" olayını?

Bir savaşa girerken dost kuvvetler, düşman kuvvetler analizi yapılır. Gücünüz yeter mi böyle bir şeye? Buna bakılır. Baktılar ve güçlerinin yeteceğini düşündüler. Kendilerine güvendiler. "Erdoğan gitsin, AK Parti kalsın" planı çerçevesinde hareket ettiler. Erdoğan gittikten sonra AK Parti Meclis Grubu'ndan "Hizmet tandanslı" bir hükümetin çıkabileceğini umdular. Siyaseti bilen bir insan olarak bana bunu sorsalardı, asla böyle bir şeyin olmayacağını söylerdim.

Cemaat sizce devleti ele geçirmek mi istiyordu?

Yönetime hâkim olmak istediler. Neden? Çünkü Türkiye için en iyisini, en güzelini kendilerinin yaptıklarına inanıyorlar. Diyorlar ki: Bizim yöntemimiz tek yöntem, dünyaya açılıyoruz, her şeyin en iyisi burada ve bunu engellemek ihanet... "Böyle güzel ve yararlı bir şeyi engellemeye çalışıyor AK Parti, bu nedenle ihanet ediyor" diye düşünüyorlar.

Hizmet'in kazanma şansı yok bitecek


Cemaat'i bitirecek mi hükümet?

Böyle söyleyince Hizmet'in içindekiler "Hizmet bitmez" diyorlar. Çoğu şu anda ne olup bittiğini bilmiyorlar tabii.

Peki, ne olup bitiyor?

Hükümet şu anda Hizmet Hareketi'ni bitirmek için tüm cephelerde çok ciddi savaş veriyor.

Kazanma şansı yok mu Cemaat'in?

Bana göre yok. Ama Cemaat'teki arkadaşlar, kendi davalarının en doğru olduğunu düşünüyorlar. "Peygamberlerin yolundan gidiyoruz" diyorlar. "Hz. İbrahim ateşe atılınca pes etti mi" diyorlar. "Hz. Musa firavuna pes etti mi" diyorlar. Mesela Zaman yazarı Ali Ünal Bey, Bülent Arınç'a cevap verirken "Müminler münafıklardan özür dilemez" diye yazdı. İnanç planında Hizmet'e bir şey olmayacağını düşünüyorlar. Oysa Hizmet Hareketi'nin karşısına kocaman bir dağ çıktı. Onlar hâlâ küçücük bir tümsekle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar. "Bizim otobüsümüzün altı bile değmez, devam edelim, bu tümseği geçeceğiz" diyorlar.

Sizce ne olur? Dağılır mı Cemaat?

 
http://zonimg.com/diger_resimler/2014/11/01/2014-11-01_11-02-90551.png
yazının fotoğrafı