%50 cumhurbaşkanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
%50 cumhurbaşkanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2015 Pazartesi

'Kabataş vakasını Gezi'ye yıkanlar, demokratik bir protestoya karşı izledikleri canice saldırganlığı göstermiş olmazlar mı?' - Ömer Laçiner

AKP medyasının ve bizzat Bay Erdoğan'ın eldeki bütün delillerle çürütülmüş olmasına rağmen, şu ikinci defa gündeme gelişinde bile "Kabataş vakası"na dair iddialarında diretiyor olmalarını nasıl açıklamalı? İddialarına gerçekten inanıyor olmaları –ufacık bile olsa bir akıl, izan ve vicdan kırıntısına sahip iseler– asla mümkün olamayacağına göre tükürdüğünü yalamamak için gösterilen küstahça bir inat mı demeli buna; yoksa etnik/kültürel kutuplaştırma siyasetlerinin en etkili kozlarından biri olan "kadınlarımız her an onların tacizine maruz kalabilir" argümanını öyle ya da böyle canlı tutabilme hesabına mı yorulmalı?

Eğer "Kabataş vakası" yine o dönemde ortaya atılan diğer iftira –camide işret– ile birlikte AKP propaganda faaliyetinin düpedüz yalandan ibaret tekil bir örneği olarak kalsaydı bu tür yorumlarla yetinmek mümkün olabilirdi. Oysa AKP propaganda aygıtının ve bizzat Recep Tayyip Erdoğan'ın düpedüz yalana veya düzmece kanıtlara dayalı marifetleri o tarihten bu yana giderek sıklaştı ve AKP söyleminin hemen tüm içeriğine nüfuz ederek belirleyici bir karakteri haline geldi. Yolsuzluk dosyalarını örtbas ettirebilmek için ortaya atılan "hükümet darbesi" iddiasının, aradan neredeyse bir buçuk yıl geçmesine rağmen hukuken geçerli tek bir kanıt gösteremeden sürekli tekrarlanıyor olması bunun en yaygın tezahürü. Yakınlarda bunun spektaküler bir örneğine daha tanık olduk. "Kabataş yalanı"nı kamuoyuna duyurmakta başrolü oynayan Bay Erdoğan bu kez aynı rolü "S. Erdoğan'a suikast" iddiasını dillendirerek oynadı. Ama AKP medyasının büyük bir tantana ile yayınladığı "kanıtlar"a daha ilk bakışta anlaşıldı ki; ortada müptezel bir beceriksizlik ve yeteneksizliği de açığa vuran tamamen düzmece, külliyen yalan bir iddia vardır.

24 Şubat 2015 Salı

CHP’yi önermişim! - Murat Belge

Taraf’ta yayımlanan mülâkattan sonra, önümüzdeki seçimde CHP’yi desteklemek gerektiğini söylediğime dair kalabalık bir cephe oluşmuş. Engin Ardıç da bunu yazıp duruyor. Onun ne yazdığı da ciddiye alınmayı gerektirir bir şey değil, ama anlaşılan, bu söylenti oldukça yaygın.
Mülâkatta, CHP’yi eleştiren (önemli olduğunu düşündüğüm) birçok söz var. “CHP’nin, AKP’ye muhalefet etmek dışında bir vizyonu yok” diyorum. “Eleştirenlerin (yani Kılıçdaroğlu’nun değişme çabalarını) savunduğu yapıyla CHP’nin bugün olduğundan iki santim daha fazla boy atmasının imkânı yok” diyorum. “Kemalist solculuk yok olmaya yüz tutmuş bir ideoloji.”
Türkiye’de gerçek anlamda sol bir örgütlenme olmamasının baş sorumlusunun CHP olduğunu söylüyorum… Ayrıca bunlar ve daha birçokları yeni söylediğim şeyler değil, ne zamandır söylüyorum.

19 Şubat 2015 Perşembe

21 Ocak günü gazetelerin manşetleri

bildiğiniz gibi dört eski bakan hakkında yücedivan oylaması yapıldı ve bakanlar yücedivana gitmediler. bu olay ogünkü gazetelere nasıl yanısıdı. gazetelerin manşetleri aşağıda.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Medeniyet olayı patladı, fena yenildiniz, hoca - Ümit Kıvanç

Önce manzarayı oluşturan olgular:
• Halihazırda bu ülkede iktidarı ele geçirmiş kadro, girdiği kirli yoldan dönmesine elverecek fırsatları kaçırdı. Zaten istemedi, niyeti yoktu, falan, bunlar önemli değil artık. Eşik geçildi.
• Bu iktidara en azından son dört-beş yılda elebaşılık etmiş insanlar herhangi bir iktidar değişiminde mutlaka yargılanacak. Çünkü büyük suçlar işlediler ve öyle görünüyor ki, daha da işleyecekler.
• Bugünkü muktedirlerin yargılanması için öyle devrim niteliğindeki dönüşümler de gerekmeyecek. Baskısı sömürüsü hilesi olağan standartlarda bir merkez sağ iktidar bile bugünün pisliğini temizlemeden iş göremeyecek.
• Recep Tayyip Erdoğan'ın ustalıkla, kendine yakın herkesi, suç ortağı kılarak soktuğu yörünge, sabit bir yörünge değil. Çekimine kapılıp etrafında döndüğü o şey, mutlak iktidar mıdır, hırsın özü müdür, artık her neyse ona her turda giderek yaklaşan, sonu kaçınılmaz çarpışmaya, infilaka götüren bir yörünge.
• Erdoğan, böyle bir yörünge üzerinde seyahatin ancak mutlak bir gerilim ve düşmanlık, dolayısıyla bir tür savaş ortamında sürdürülebileceğini ve mutlak bir sonu olduğunu iyi kavramış, bunun gereklerini çok iyi bilen bir lider.